Lofoten Seyahat Günlükleri

Gün 1 – Tromso Yolunda

Günaydın! Dün akşam Norveç’in kuzey ucundaki Tromso`ya vardık. Küçücük bir şehir olan Tromso Dünya’da kuzey ışıklarının en çok görüldüğü yerler arasında listeleniyor. Biz de bugün önce şehri gezip, aksam da ilk kuzey ışıkları turumuza çıkacağız. Dun Oslo`dan iki saatlik Tromso uçuşu  esnasındaki karlı dağlar ve fiyort manzaraları ile seyahat şimdiden görsel anlamda harika başladı. Tromso küçücük ve çok güzel. Şimdiden söylemeliyim ki 10 günlük seyahat esnasında (arkadaşlarımla üç günlük Tromso seyahatini takiben bir hafta da kendim Lofoten Adaları’nda kalacağım) kuzey ışıklarını hiç görmesem bile Norveç’in kış güzellikleri yine de bu seyahate değer. Dun Tromso inişinden bir fotoğrafı paylaşıyorum. Gün içinde de yine instagram @bizarrejourneys hesabında fotoğraf paylaşımlarına devam edeceğim.

Gün 2 – Kuzey Işıkları

Dün gündüz Tromso şehir merkezini ve müzelerini gezdik. Lonely Planet`de Tromso`nun ilk gezilecek yeri olarak sayılan Polar Müzesi çok da ilgi çekici bir müze değil. Bünyesinde dört adet Dünya tatlısı fokları da ağırlayan müze hayvanat bahçesi oldukları iddiasını kibarca reddetse de – fokları o ortamda görmek biraz kalp kırıcı. Tromso 70.000 kişilik küçük bir şehir olmakla birlikte, sokaklar ve kafeler insanlarla dolu – çok hareketli ve canlı. Bu dönemde güneş sabah 8.45 gibi doğup, akşam da 3.45 gibi veda ediyor. Oldukça kuru bir havaya denk geldiğimiz için çok şanslıyız. Güneşin şehirdeki sarı ağırlıklı binalar üzerine yansıması güneş batana kadar şehri bir fotoğraf cenneti haline getiriyor.

Gündüz şehir turu sonrası akşam 6 gibi esas aktivite Kuzey Işıkları avına başladık.Turun daha ikinci saatinde Lady Aurora bize kendini gösterdi. Şu ana kadar içinde bulunduğum en soğuk hava koşulları altında olsa da hayatımın en güzel deneyimlerinden birisini yaşadım. Kuzey Işıkları için ayrı bir post hazırlamam gerekecek. Bugün arkadaşlarımla son günüm. Yarın onlar İstanbul’a dönecek ben ise Lofoten Adalarına devam edeceğim. Günümüzü Tromso yakınlarında fiyort turunda geçireceğiz.

Gün 3 – Buz Kırıcı

Kuzey Işıkları gezisinden sabaha karşı iki gibi dönüyoruz. Yine hemen saat dokuz gibi bu sefer de Tromso fiyortlarında tekne turu için yollardayız. Teknemiz yirmi kişi kapasiteli eski bir balıkçı teknesi. Şansımız güneş açışından yine yaver gidiyor ve dağlara vuran güneş eşliğinde yaklaşık bir buçuk saat yol alıyoruz. Tekne gezimizin şüphesiz en güzel kısmı – geziye dahil olduğunu dahi bilmiyorduk – suyun buzla kaplı kısmında tekneyle buzu kırarak ilerlememiz oluyor.  Yine bu buzlu bölgede bir deniz altı bakim merkezine şahit oluyoruz! Buradan erişebileceğiniz videoda buzun kırılma sesini duyabiliyor musunuz? Tromso`daki son gecemizde hem halen Kuzey Işıkları gecesinin yorgunluğunu üzerimizden atamadığımız, hem de sabah erken uçaklarımız olduğu için erkenden yatıyoruz.

Gün 4 – Lofoten Yollarında

Arkadaşlarıma veda edip, Lofoten uçağım için Tromso Havaalanına gidiyorum. Lofoten uçuşunun zaten Bodo aktarmalı olduğunu bilmekle birlikte, sonrasında bir de yeni yolcu almak için kısa bir Andanes duraklamamız olduğunu öğreniyorum. Andanes Lofoten Adalarinin en kuzey ucunda küçücük bir kasaba (balina turlarının da başlangıç noktası) ve inişte inanılmaz güzel manzaralar sunuyor. Norveç seyahatimde şimdilik güneşi son görüşüm de Andanes uçuşu esnasında oluyor. Hiçbir zaman güneş tutkunu birisi olmadım ama fotoğraf anlamında iyi ışık için biraz da olması gerekiyor. Fırtınalı havalara da yanlarında getirdikleri inanılmaz sert manzaralar için razıyım ama Lofoten`in gelecek günlerde sunmayı düşündüğü gri yağmurlu gökyüzü keşke olmasa!

Lofoten`in en büyük yerleşim yeri Svolvaer`e iner inmez kar yağmaya başlıyor. Her ne kadar hareket etmeyi biraz zorlaştırsa da, Lofoten karlar altında yazın olduğundan da güzel gözüküyor! Svolvaer`e vardıktan kısa sure sonra lokal otobüsle iki gece kalacağım Henningsvaer`e hareket ediyorum. Bence Lofoten`in merkez bölgesinin en güzel yerleşim yeri olan Henningsvaer`de otelim Brygeehotell`e yerleşiyorum. Parlament mavisi gökyüzünü kaçırmamak ve tepeleri karla fotoğraflamak için önce biraz yürüyor, sonrasında da hemen okyanus kenarında olan Fiskekrogen`de erkenden aksam yemeğimi yiyorum. Takibinde de hafif grip belirtileri bas göstermeye başladığından erkenden otelime donup uyuyorum.

Gün 5 – Henningsvaer

Bugün aslında Lofoten Adalarinda günlük fotoğraf gezileri düzenleyen bir fotoğrafçıyla adaların daha önce görmediğim kısımlarını da içeren bir fotoğraf gezisi yapacaktık. Ancak sabah uyandığımda yağmur basla misti bile. Etraf puslu ve gökyüzü gri olduğu için fotoğraf turunu iptal etmeye karar veriyoruz. Ben de onun yerine otelimde kalıp – blogdaki yazıları hazırlayarak, otelin boydan boya camlarla çevrili oturma alanında etrafı izleyerek ve Hiromi Kawakami`nin “Strange Weather in Tokyo” adli kitabini okuyarak günü geçiriyorum. Yıllar sonra lise öğretmeni ile karşılaşan bir kadının hikayesini anlatan kitap oldukça keyifli ve hızlı bir okuma. Kitapta hikayenin şekillendiği mekanlar bana ayni zamanda yeni izlediğim Netflix dizisi “Midnight Diner – Tokyo Stories” i anımsatıyor. Henningsvaer oldukca sakin bir yer (sokakta herhangi birisiyle karşılaşmak nadir bir hadise) ve otelim (Otel Bryggehotell) de bu kasabanın en güzel yerlerinden birisinde konuşlanmış durumda. Otelde normalde kahvaltı saat 8`de başlıyor olmasına rağmen, konakladığım iki gün boyunca benim 6`da kalktığımı görüp daha o saatte kahvaltıyı hazırlamaları ise yüzümde hakikaten bir gülümseme birikiyor. Ayni şekilde nispeten önemsiz bir soruma cevap bulabilmek için turlu yerlere telefon etmeleri de.

Gün içerisinde ayni zamanda kasabada gündüz açık ek yer olduğunu düşündüğüm Lysstøperies`i de ziyaret ediyorum. Ağırlıklı olarak pasta/tatlı sunan bu kafe gündüz tek açık yer olmasının etkisiyle hemen doluyor. Grip bu sefer kendini ciddi şekilde gösterdiği ve adanın Moskenes kısmındaki konaklamam yoğun yürüyüş içereceği için şansımı zorlamamaya karar veriyorum ve Lofotmat`da erken bir aksam yemeği sonrası hemen odama çekiliyor ve ertesi gün duraklayacağım Svolvaer`deki eczane adreslerini hemen not ediyorum!

Gün 6 – Hamnoy’a Geçiş

Sanırım hayatımda daha önce Lofoten’de olduğum bu günler boyunca hava durumunu kontrol ettiğim kadar hiç etmemiştim. Öyle ki ilkokuldayken kar tatili olsun diye hava durumuna ilgi gösterdiğim dönemlerden bile fazla! Aslında karanlık havaları sevmekle birlikte, fırtına yağmur ve sonrası güneş açışı esnasındaki fotoğraf için en ideal ışıklardan birisine denk gelebilmek için dakika başı hava durumunu kontrol ediyorum. Adalardaki kapalı havaya aslında çok da şaşırmamam lazım – üç seyahatimde de hava kapalı olup, güneş açması ve ilk seferinde denk geldiğim yağmur sonrası gök kuşağı nispeten en azından benim şansıma daha nadir görülen hava olayları. Lofoten’de daha önce şahit olmadığım ama en az gökkuşağı kadar beni havalara uçuran hava olayı da, adaları bu sefer fırtına altında görebilmek. Sabah Henningsvaer’de 9’da yola çıkıp Svolvaer’de hem eczane hem de otobüs değişikliği molasıyla öğleden sonra 1 gibi 5 gece boyunca konaklayacağım Hamnoy’a varıyorum. Hamnoy’da kalacağım Eliassen’e vardığımızda otobüsten indiğimde ayakta durmakta zorlanacak kadar şiddetli bir fırtınaya denk geliyorum. Eşsiz güzellikle bir fiyorda konumlanmış olan Eliassen’de kalacağım barınağa gidene kadar fırtına ile mücadele etmekle birlikte, inanılmaz okyanus manzaralarına hayran kalıyorum.

Esas mücadele ise bundan sonra başlıyor. Daha önceden 40 dakika uzaklıkta olduğunu bildiğim süpermarkete yürüyerek gitmek (otobüs seferleri oldukça nadir) planı yapıyorum ve yola koyuluyorum. Hamnoy’u Moskenes’in bir diğer bölgesi Sakrisoy’a bağlayan köprüde ise tamamen yere eğilerek hatta oturarak uçmama mücadelesini verdikten sonra rüzgarın birazcık da olsa dindiği bir andan istifade edip süratle kabinime dönüyorum. Fırtınanın özellikle köprü üzerindeki etkisini azımsamışım. O akşam için kabinimde kendi yemeğimi hazırlama hayallerim suya düşüyor ve yemeğimi bölgenin nadir restoranlarından Karambua’da yiyorum – inanın fırtınada dört dakika uzaklıktaki Karambua’ya yürümek bile bir maceraya dönüşüyor.

Gün 7 – Hamnoy’da Yaşam

Bu sabah uyandığımda fırtına bitmişti. Hamnoy’da 7.45 – 8.45 arası mavı saatten de istifade edecek şekilde bir sabah yürüyüşü sonrası, sonunda köprüyü geçiyor ve markete yürüyorum. Kaldığım kulübede ufak bir mutfak ve her türlü mutfak araç gereci mevcut. Yemek pişirmeyi hemen hemen hiç bilmesem de Norveç’de dışarıda yemenin pahalılığını da dikkate alarak tüm yemeklerimi kendim hazırlıyorum (hem öğlen hem akşam için ızgara somonlu salata). Norveç’de dışarıda yiyeceğiniz ve bir ana yemek ve bir kadeh şaraptan ibaret herhangi bir yemek size en az 60-70 ABD Dolarına mal oluyor.

Bugünün çoğunluğunu etrafta yürüyerek ve balık kurutması için kurulan düzeneklere balıkları istifleyen balıkçıları izleyerek geçiriyorum. Gün içinde yağmur hiç yağmıyor ve arada sırada da olsa fotoğraf için iyi bir ışık yakalayabiliyorum.

Gün 8 – Lofoten’de Motor Turu

Konakladığım bu kulübeye bayılıyorum. Her ne kadar sabah 8’in sonlarına kadar gün doğmasa da, he sabah inanılmaz bir heyecanla uyanıyorum. Bugün Reine fiyotlarında bir saatlik bir motor turuna katılıyorum. Motorda personal dışındaki tek misafir benim. Fiyortlara ilk giderken motorun önünde ve dışarıda duruyorum. Her ne kadar çok üşüsem ve sırılsıklam olsam da, hem o süratin heyecanı hem de görüntüler ıslanmama değiyor.

Motor turundan sonra öğle yemeği için kulübeme geri dönüyorum. Kulübede planladığımdan daha fazla oyalanmış olmakla birlikte, gün bitişine yakın inanılmaz renkler altında bir gün batımını yakalayabiliyorum. Akşam ise blog yazılarını hazırlıyor ve Netflix’in Norveç’de Türkiye’ye oranla sunduğu geniş film seçeneklerinden istifade ederek – evet hayatımda ilk defa – Taxi Driver’ı izliyorum. Işığın inanılmaz şekilde kullanıldığı muhteşem bir film!

Gün 9 – Lofoten’in Perili Evleri

Bugün kısmen fırtınalı, bütünüyleyse yağmurlu bir gün. Sabah otobüsle Lofoten’in en güney kasabası A’ya gidiyorum. Evet kasabanın adı gerçekten de tepesinde Norveç diline özgü aksanıyla “Å”.  Her ne kadar ben hiçbir zaman perspektifi oturtamamış olsam da, A Lofoten’in görsel olarak en güzel kasabaları arasında listeleniyor. Bu yağmurlu günde daha önce hiç görmediğim ve kasabanın hemen girişinde konuşlanan ufacık bir kafeye denk geliyorum. Kafenin adı Smarken. Fırtına nedeniyle balıkçılar bugün denize açılamadığından bugün mevcut olmasa da, Smarken’de günlük olarak balık çorbası ve sandviç çeşitleri mevcut.

A’da geçirdiğim zamanın büyük bölümünü boyunca adanın kışın kendilerini çevreleyen çıplak ağaçlarla tam birer perili köşk gibi görünen evleri fotoğraflayarak değerlendiriyorum. Hamnoy’a dönüş otobüsünde ise şansıma okul çocuklarıyla aynı otobüse denk geliyorum. Her biri birbirinden tatlı bu çocuklar fotoğraf makinesine Dünya’nın en enteresan objesi muamelesi yaparak kendilerini çekmem için ellerinden geleni ardlarına koymuyorlar. Norveçce bilmediğimi anladıklarında ise keyifleri ikiye katlanıyor ve – tahminimce – sayısız yorum havada uçuşuyor.

Gün 10 – Muhteşem Bir Gün

Bugün Lofoten’de yağmur, fırtına, kar fırtınası ve güneşli havanın aynı anda yaşandığı inanılmaz bir gündü. Sanırım geldiğimden beri en iyi ışık koşulları bugün oluştu. Sabah otobüsle Reine’e gittim – hava önce güneşliyken sonra şiddetli bir yağmur başladı. Bugün Lofoten’de son günüm – hem dışarıda fotoğraf çekip, hem de kulübemin keyfini sonuna kadar çıkarmaya çalışacağım.